Evet eğer bizler, bütün düşünce, ahlâk ve levsiyat kapılarını ardına kadar onlara açarsak, ecdadımızın, mücadele edip de ölüp ölüp dirildiği o cansiperâne mücadelelerin ne anlamı kalır ki?. Ve bizim bu davranışımız, verilen onca şehidin kanını yerde bırakmak değil de ya nedir? Hayır, Çanakkale’de erkeğiyle, kadınıyla savaşıp mücadele veren ve her şeylerini –canları dahil olmak üzere– bu uğurda feda eden üç yüz bine yakın insanın kanı yerde kalamaz! Palandöken’de Rus’un kırıp geçirdiği, Ermeni’nin kahpece arkadan vurduğu iki yüz binden fazla insanın, karlar üstünde tevhid yazan kanı yerde kalamaz! Yoksa, Nene Hatunların, Sütçü İmamların ve daha binlerce kahramanın elleri yakamızda olacaktır ki, bu mesuliyetten kendimizi kurtarmamız çok zordur. Öyle ise, onların, ülkeyi yabancı çizmelere çiğnetmemek için seve seve canlarını verdikleri bir dava uğruna, bizler de aynı fedakârlığı göstermek mecburiyetindeyiz. Ancak, dün onların verdiği mücadele ile bizim vermemiz gereken mücadele, keyfiyet bakımından farklılık arz etmektedir. Biz bugün, düşmanlarımızın kullandığı usûl ve metotlarla onlara karşılık vermek durumundayız. Dün atalarımız silaha karşı silahla mücadele vermişlerdi. Onlara düşen oydu, bize düşen de budur.. ve ecdadımızın yere düşen kanını yerde bırakmamanın yegâne yoludur.