İçeriğe geç

işkencelere maruz kalan kimselerin yaşadığı mazlumiyet, mağduriyet ve mahkûmiyetler onlar için birer kazanç vesilesidir.Kur’ân-ı Kerim’de geçen peygamber kıssalarına baktığımızda aynı hâdiselerin hemen hemen her devirde tekrar ettiğini görürüz. Zira âdet-i ilahiye öteden beri hep böyle olagelmiştir. Allah’ın en seçkin kulları peygamberler türlü hakaret ve eziyetlere maruz kalmışlardır. –Yüz bin defa hâşâ– onlara bazen “sefih”, bazen “kâhin”, bazen “sihirbaz” denmiştir. Kimi vatanından sürülmüş, kimi taşlanmış, kimi ateşe atılmış, kimi testereyle ikiye biçilmiştir. Zamana, şartlara ve konjonktüre göre senaryolar ve figüranlar değişse de yapılan kötülükler ve kötülüğün felsefesi hiç değişmemiştir.Sadece peygamberler değil, onların sadık temsilcileri de aynı akıbete maruz kalmışlardır. Kur’ân’da anlatılan Ashab-ı Uhdûd buna misal gösterilebilir.1 Uhdûd, hendek demektir. Dinlerinden dönmeleri istenen Ashab-ı Uhdûd, buna karşı çıkıp direndikleri için içi ateş dolu hendeklere atılmış ve bundan dolayı onlara bu ad verilmiştir. En can yakıcı, yürek dağlayıcı zulümler sahabe-i kirama yapılmıştır. Günümüzde de değişen bir şey yoktur. Sadece farklı dönemlere göre zulmün keyfiyeti değişmiştir. Zalim hep zalimliğini yapmış, mazluma da ‘çekmek’ düşmüştür. Kim bilir geleceğin tiranları, Allah yolunda dimdik duran ve nam-ı celil-i ilahînin bir bayrak hâlinde şehbal açması istikametinde her türlü zorluğu göğüsleyen adanmışlara daha neleri reva görecekler!Kur’ân’da, özellikle şu iki âyette, iman edenlerin yaşamaları muhtemel türlü imtihanlara dikkat çekilmiştir:

َاَحَ ـسِ بَ الـنَّاسُ اَنْ يُـتْـرَكُوٓا اَنْ يَـقُولُوٓا اٰمَـنَّا وَهُمْ اَلَ يُفْتَـنُونَ ۝ وَلَقَدْ فَـتَـنَّا الَّذ۪ ينمِنْ قَـبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اهللُ الَّذ۪ ينَ صَ دَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَ اذِب۪ينَ

“İnsanlar zannediyorlar mı ki, ‘İman ettik.’ demeleriyle yetinilecek ve imtihana tâbi tutulmayacaklar. Hiç şüpheleri olmasın, Biz onlardan öncekileri imtihanlara tâbi tuttuğumuz (gibi onları

15