İçeriğe geç

müştereklerin insanları birleştirmede, bir arada tutmada öyle güçlü bir etkisi vardır ki bunları nazar-ı itibara alan biri, iradesini de o yönde kullanırsa bütün ayrıştırıcı ve uzaklaştırıcı faktörleri görmezden gelebilir, tolere edebilir. Bir ve beraber olmayı gerektiren ortak paydaların büyüklüğü, çatışma vesilelerini gözünde küçültüp yok edebilir. Böyle biri, “Madem o da benim gibi Allah diyor, Peygamber diyor, aynı kıbleye yöneliyor, benimle aynı derdi paylaşıyor, aynı ülkede benim yanı başımda yaşıyor, benimle aynı şeylere sevinip benzer şeylere maruz kalıyor, ne diye onunla aramdaki kardeşliği zedeleyeyim!” diyerek şahsî mizacı itibarıyla hazmedemediği pek çok olumsuzluğu iradesiyle bastırmaya çalışır.

İradenin Hakkını Verme

Ne yaparsak yapalım, bütünüyle ihtilafların önüne geçemeyeceğimizin de bilincinde olmalıyız. Bunun başlıca iki sebebi vardır: Birincisi, irşat, tebliğ, hayırhahlık, terbiye herkeste aynı etkiyi göstermeyebilir. Siz insanları yüksek bir mefkûreye inandırmak, rehabilite etmek, onlar arasında insanî duyguları canlandırmak için ne kadar gayret ederseniz edin, mutlaka nefsine ve şeytana uyan birileri çıkacaktır. Vaaz u nasihatleriniz, tebliğ ve irşadınız herkeste aynı etkiyi göstermeyecektir. İkincisi de Cenab-ı Hak insanları farklı yaratmış, her bir ferde bambaşka özellikler lütfetmiştir. Dikkat edilmediği takdirde bu farklılıklar çatışma vesilesine dönüşebilir. Bununla birlikte biz, bize düşeni yapmalı ve insanları, insanî olmayan, insana yakışmayan tavır ve davranışlardan uzak tutma adına gayret göstermeliyiz. Saldırmanın, kavga etmenin, birbirini boynuzlamanın, ısırmanın, başkalarının hakkını elinden almanın insana yakışmadığını anlatmalıyız. Onların hayvaniyetten çıkmaları, cismaniyeti bırakmaları, kalb ve ruhun hayat derecelerine yükselmeleri adına elimizden geleni yapmalıyız.Allah murat buyursaydı herkesi aynı meşrepte, aynı mizaçta yaratırdı. Dolayısıyla herkesin duygu ve düşünceleri aynı olurdu

104