İçeriğe geç

etmiştir. İnsan, duyan, hisseden ve duyup hissettiğinin de farkında olan bir varlıktır. İşte bu muhteşem donanıma mazhar olan insanın, sahip olduğu bütün bu güzellik ve derinliklerin Allah’tan geldiğini bilmesi, mahiyetine derç edilen bütün bu ayrıcalıkları düşündükçe “elhamdülillah” deyip şükretmesi, Allah’ın azamet ve mehabeti karşısında “sübhanallah”, “Allahuekber” deyip gürlemesi ve O’na karşı ubudiyet tavrı içinde kendini ifade etmesi, onun kulluğunun gereğidir. Aslında böyle bir tavır, insanın konumunun farkında olmasının, sahip olduğu her şeyi gerçek sahibine verebilmesinin bir sonucudur ve Zât-ı Rububiyet ile arasındaki münasebeti dile getirmesi anlamına gelir.

Nefsî Hastalık

Bizim mahzurlu telakki ettiğimiz ve her fırsatta kendimizi uzak tutmaya, başkalarını da uyarmaya çalıştığımız ‘kendini ifade etme’ zaafı zamanla sahip olunan fazilet ve meziyetleri başkalarına göstermeye çalışmaya dönüşür. Bunlarla övünen biri, aslında o mazhariyetlerin asıl kaynağını unutarak bunları kendine mâl ediyor demektir. Böyle birinin, bilerek ya da bilmeyerek Cenab-ı Hakk’a ait olanı gasp ettiği söylenebilir.Kendilerinde büyüklük vehmeden, takdir ve alkış peşinde koşan kimseler, farklı yollarla kendilerini ifade etmeye çalışırlar. Böyleleri, kendilerini göstermek ve duyurmak için her yola başvurur, her fırsatta kendilerinden bahisler açarlar. Konuştuklarında da kalemi ellerine aldıklarında da bir şekilde kendilerini anlatmak için girizgâh arar ve bulurlar. Doğrudan olmasa bile ima ve işaretler ile kendi meziyetlerine dikkat çekerler. Bir resim yapacak olsalar mülahazaları şu olur: “Bir resim yapayım da millet nasıl resim yapılırmış görsün.” Bir yazı yazsalar aynı şekilde, “Bu çok güzel oldu, mutlaka görülmeli, okunmalı, takdir edilmeli.” diye düşünürler. Hatta yazıları hakkında olumsuz kritikte bulunanlara hoş bakmazlar. Zât-ı Uluhiyet’in mübarek ve müteal ismini yazarken bile kendilerine bir hisse çıkarmaya çalışırlar. Kürsüye

226