İçeriğe geç

kendileriyle yüzleşiyor, hata ve günahlarından dolayı istiğfar ediyor ve arınıyorlar. Allah Teâlâ Kendisine sığınanların taleplerini hiç karşılıksız bırakır mı? Bir sonraki âyet-i kerimede onların bu taleplerine Cenab-ı Hakk’ın nasıl cevap verdiği şöyle ifade buyruluyor: “Allah da onlara hem dünya mükafatını, hem âhiret mükafatlarının en güzelini verdi. Çünkü Allah, ihsan ehlini sever.”170 Allah (celle celâluhû) böylelerini lütfundan, kereminden, fazlından, ihsanından mahrum bırakmıyor; onları hem dünyada ulaşmak istedikleri maksutlarına ulaştırıyor hem de onlara en güzel âhiret nimetlerini ihsan ediyor.Bütün bunlardan anlıyoruz ki, Allah’ın lütuflarına nail olmanın öncelikli şartlarından biri arınma, tevbe ve istiğfardır. Bu açıdan inanmış bir insanda arınma konusunda ciddi bir azim ve kararlılık, ceht ve gayret olmalıdır. Bu hedefe ulaşmak için insanın kendisiyle meşgul olması, kendini ciddi bir muhasebe ve murakabeye tâbi tutması gerekir. İnsan bilmelidir ki şikâyet edeceği bir durum varsa şikâyetin ilk muhatabı kendi nefsi olmalıdır. Ne kadar temiz bir hayat yaşarsa yaşasın, kişinin böyle bir muhasebe duygusuyla Allah’a yönelmesinde fayda vardır. Zira bu, Allah’a bağlılığını, kulluktaki samimiyetini gösterir. Ayrıca böyle bir tavır onu başkalarına atf-ı cürümde bulunmaktan, başkalarının suçlarına takılıp kalmaktan, sürekli dışarıda suçlu aramaktan da korur. Bu şuurdaki insan kendi kırık ve çatlaklarını hızlı bir şekilde tamir ve tedavi etme imkânı bulur. Âyet-i kerimede de ifade edildiği gibi dünya ve âhiret saadetine ancak bu kimseler kavuşacaklardır.

254