ven içinde yolculuğunu devam ettirir bazen de düşmanları tarafından onun yolları kesilir. Hayat böyle bir yoldur. İşte bütün bunların farkında olarak yola koyulmak gerekir.Bize düşen vazife, yol boyu karşımıza çıkacak meşakkatleri sabırla karşılamak ve zorluklara aldırmadan yürüyüşümüzü devam ettirmektir. İnsan, yolculuğu esnasında kendisinde şok tesiri yapacak bir kısım sürpriz hâdiselerle karşılaşabilir. Bunlar karşısında ne sarsılmalı ne de paniklemeli. Hele hele asla kaderi tenkit etmemeli. Zira İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), felaketin ilk anında gösterilen sabra “sabır” diyor.111 Demek ki Allah katında makbul olan sabır, yaşanan hâdise henüz sıcakken, hisler feverandayken, henüz hâdisenin sebep ve hikmetleri bütünüyle anlaşılmadığı ilk anda gösterilen sabırdır. İşin zorluğu da aslen buradadır. Yoksa insan, başa gelen hâdiseleri yorumladıktan, onların kazanımlarını gözden geçirip değerlendirdikten sonra nefsini sabra ikna edebilir. Neticede bu da bir sabırdır, fakat hâdisenin ilk şokunun yaşandığı esnada gösterilen sabır gibi olamaz.İşte Efendimiz’in tarif ettiği böyle bir sabır, insana en büyük ibadetlerden bile daha fazla sevap kazandırabilir. Rampadan fırlatılan bir füze gibi bir hamlede, bir nefhada onu âlâ-yı illîyyin-i kemâlâta çıkarabilir. Kişi bir anda kendini meleklerle aynı safta bulabilir. Bela ve musibetlere karşı sabır, insanı hızlı bir şekilde evc-i kemâlât-ı insaniyeye (insanlığın en üst noktasına, seviyesine) çıkarma yolunda çok önemli bir rol üstlenebilir. Dertlilerin iniltisi, nezd-i Ulûhiyet’te (Allah katında) en samimi dualardan, en içten tazarru ve niyazlardan daha makbuldür.Alvar İmamı’nın şu dörtlüğü bunu anlatır: “Dertten büyük derman mı var Bir sebeb-i gufrân mı var Dert gibi bir kıymet mi var Dertlileri sever Rahman.”