İçeriğe geç

Bir diğer mânâda sır, kul ile Allah arasındaki gizliliğe denir ki, bu da, gerçek hakikat erinin kendi derinliklerini kendi hesabına görmemesinin yanında, onu fevkalâde bir titizlikle başkalarına karşı da ketmetmesi mânâsına gelir ki, bu hususa tenbih sadedinde صُدُورُ الْأَحْرَارِقُبُورُ الْأَسْرَارِ “Allah’a kullukla gerçek hürriyet ufkunu ihraz etmişlerin sineleri, sırların kabirleri mahiyetindedir.”3 denmiştir. Bu konuyu teyid makamında Hazreti Akrabü’l-mukarrabîn’e nisbet edilen أَحَبُّ الْعِبَادِ إِلَى اللّٰهِ الْأَتْقِيَاءُ الْأَخْفِيَاءُ“Allah’ınen sevimli kulları, kendini gizlemesini bilen gerçek müttakîlerdir.”4 şeklinde mübarek bir söz vardır ki, bu da bilhassa şu hususları işaretlemektedir: Evvelâ, riyâ, süm’a, teveccüh-ü nâs beklentisi… gibi Allah’ın sevmediği şeylerden kaçınma hasbîliği ile, iç zenginliğini, mârifet enginliğini dışarı vurmama; sâniyen, amellerini ihlâs yörüngesinde götürüp, her işinde sadece ve sadece Hak rızasını gözetme; sâlisen, kalb temizliğine, ruh safvetine, olması gerekenin çok çok ötesinde ihtimam göstererek, bâtınını zâhirinin önünde götürme; râbian, ahlâk-ı ilâhî ile ittisâf ederek gönül dünyasını her zaman O’na açık tutma; hâmisen, nefis tezkiyesi, kalb tasfiyesi mevzuunda doyma bilmeyen bir aşk u iştiyakla sürekli gayret içinde bulunma.. evet, işte bunlardır derinliklerini gizleyen o mahbûbîn-i ilâhî olan etkıyâ u ahfiyânın en önemli vasıfları…

Bir kısım sofîlerce sır, ilâhî hakikatleri esmâ ve sıfât yoluyla müşahede eden ve bir anlamda Hakikatü’l-Hakaik’a açılan insandaki mânevî melekelerin ilkidir. Sır ufkunda ayağını sağlam bir zemine basan, diğer melekeler adına da ciddî bir adım atmış sayılır. Bu kademe ile alâkalı Osman Şems ne hoş söyler:

“O’nu bildim ki sırrımdan silinmez,
Görünür zâtı amma ki bilinmez.”
241