der ki, insan idrakinin hakaik-i mücerredeyi kavrayamayacağını ifade adına oldukça önemlidir.
Bütün bunlardan sonra; sır, hafâ ve ahfâ gibi latîfeleri, Müceddidiye tarikatının müessisi İmam Rabbânî Hazretleri farklı bir yaklaşımla ve “letâif-i hamse” unvanıyla ele alarak şöyle değerlendirir: İyi bilinmeli ki, “anâsır-ı erbaa”, “mevâlîd-i selâse” âlem-i halkın temel unsurları olduğu gibi, mânevî âleme ait kalb, ruh, sır, hafâ, ahfâ unvanlarıyla yâd edilen mânevî latîfeler de, emir âleminin temel unsurları mahiyetindedir. İnsanın kendi özünü keşfetmesi yolunda “seyr u sülûk-i ruhânî” unvanıyla yâd edilen sistem çerçevesinde hak eri, kalbden başlayarak ruh, sır, hafâ ve ahfâ menzil veya safhalarından geçip zevkî ve hâlî olarak Hakikatü’l-Hakaik’a ulaşır ve kendi kemâlât arşiyesine göre, biz ümmîlere kapalı nice esrâr ve envârı temâşâ eder. İlk basamağı kalb, zirve konağı ahfâ olan bu yolculuk aynı zamanda, izâfî ve nisbî de olsa insan-ı kâmil olma yolculuğudur. Ayrıca, letâif-i hamse güzergâhında cereyan eden böyle bir seferin bir de ism-i Zâhir ve ism-i Bâtın iltisakları vardır ki, o da konunun farklı bir deseni mahiyetindedir. Evvelen ve bizzat âlem-i mülke, sâniyen ve bilaraz âlem-i melekûta bakan kalb, ruh ve bunların bir kadem üstündeki sırrın ism-i Zâhir’le irtibatına mukabil; hafâ, ahfâ ve bunlarla kalb ve ruh arasında berzahî bir hüviyet arz ediyor gibi bulunan sır da minvechin ism-i Bâtın cilvesini taşımakta ve mübtedîler için mahfî bulunmaktadır. Değişik bir ifade ile öncekiler sonrakilerin zâhiri, sonrakiler de öncekilerin bâtını mesabesindedir.