İçeriğe geç

Bir mânâda bu latîfeler şöyle de sıralanabilir: İlk mertebeyi, onca önem ve ehemmiyetine binaen اَلْقَلْبُ بَيْنَ إِصْبَعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ الرَّحْمَانِ يُقَلِّبُهُ كَيْفَ يَشَاءُ8 mazmununca değişme karakterinde olan kalb; ikinci mertebeyi, meâlîye müştak ruh ihraz eder ki, kanatlanıp arş-ı kemâlâtına pervâz etmesi, –hakikî bir mürşid yedinde– belli miktarda zikr u fikre bağlanmıştır. Ondan sonra, mâverâ-yı esmâ ve sıfâtın hakâikini duyup değerlendirmeye namzet sır gelir ki, o da yine belli çerçevede bir kısım evrâd u ezkârla hafâ latîfesi ufkuna ulaşmaya vesilelik vazifesini görür. Sonra böyle bir hak erinde bir kısım envâr ve esrâr belirir ki, onun için de mürşid-i kâmil tilmîzini ahfâ latîfe-i mâneviyesiyle alâkalı bir kısım evrâd u ezkârla o mümtaz pâyeye ehil hâle getirir. Böyle letâif-i hamse adına müntehâya eren bir müntehîye bu tür müspet kademelerin yanında icmalen letâif-i nefs diyebileceğimiz nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mutmainne, nefs-i râziye, nefs-i marzıyye ve nefs-i sâfiye veya zâkiye hakikatleri talim edilir.

Her şeyin doğrusunu Allah bilir; bizim bildiklerimizin çoğu zann u tahminden ibarettir. Zannın bazısının da ism olduğunda şüphe yoktur.

﴿رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَۤا إِنْ نَسِينَۤا أَوْ أَخْطَأْنَا﴾ وَلَا تُعَذِّبْنَا بِذُنُوبِنَا
﴿وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَۤا أَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ﴾.
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى سَيِّدِنَا وَسَيِّدِ الْأَنْبِيَاءِ وَالْمُرْسَلِينَ
وَعَلَى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ.
245