İçeriğe geç

Her Sabah Bir Kere Daha Vira Bismillâh

Aslında aynı durumu Allah’a iman mevzuu hakkında da düşünebiliriz. Evet, nazarî planda O’na inandığını söyleyen ve kalben, aksine ihtimal vermeyecek şekilde O’na iman eden herkes kurtulur. Fakat böyle bir imanla kurtulmak başka, Zât-ı Ulûhiyet’i –tabir caizse– mahiyet-i nefsü’l-emriyesiyle bilmek tamamen başka bir meseledir. Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri’nin “Allah’ı bilmek O’nun Zât’ını bilmekten farklıdır.”2 yaklaşımı da, bu hususa işaret ediyor gibidir. Nasıl ki, fetret döneminde yaşayan hunefâdan bir insan, kendi aklıyla bir Yaratıcı’nın var olduğu bilgisine ulaşabilir. Çünkü “bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız, bir harf kâtipsiz olmadığına göre, ahenk içinde işleyen bu koskoca kâinat nasıl sahipsiz, maliksiz ve nazımsız olabilir?” der, kâinatta hâkim olan nizamdan yola çıkarak bu nizamın nazımsız olamayacağını düşünür ve neticede nazarî planda, kendi aklıyla bir Yaratıcı’nın varlığı ve birliğine hükmeder/hükmedebilir. Ancak bu bilme, mahrutî bir nazarla bütün esmâ-i kudsiye-i ilâhiyenin ortaya koyduğu hakikat çerçevesinde Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ını bilme demek değildir.

182