Hazreti Pîr, Bitlis’te vali Ömer Paşa’nın evinde iki sene kaldığı hâlde, valinin altı kızını birbirinden tefrik edip ayıramadığını ifade etmiştir.6 Benzer vakaları sizler de yaşamış veya duymuş olabilirsiniz. Bu sebeple vera’ yolcusu bir mü’min bilir ki, temsil adına bir konum söz konusuysa, ben ne yapıp edip o konumun hakkını vermek zorundayım. Siz nefsiniz adına kendinizi Cehennem’e sürükleyecek tavır ve davranışlar içine düşebilirsiniz. Bu, bir mânâda şahsî bir kayıp ve helake sürükleniştir. Ancak siz, size karşı teveccüh ve itimadı bulunan, duygu ve düşünce itibarıyla size bağlı olan insanları Cehenneme sürükleyecek yanlışlıklara giremezsiniz. Eğer girerseniz, bu sizin sırtınıza öyle bir vebal yükler ki, siz o vebalin altından kalkamazsınız. Bundan dolayı siz, ölesiye bir gayret gösterecek, ne yapıp edip kendinizi ve nefsinizi gemleyecek ve netice itibarıyla diyeceksiniz ki: “Müslümanların fikrî safveti, o kürsü veya minberin namusu adına ben burada belki çatlayacağım ama yine de gözümü kapatacak, harama nazar etmeyeceğim.” İşte İslâm’ı temsil konumunda bulunan ulemanın vera’ anlayışı bu seviyede olmalıdır.
İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), daha kendisine peygamberlik gelmeden önce Hazreti Hatice Validemizle (radıyallâhu anha) görüşmesinde buram buram ter dökmüştü. Hâşâ, yüz bin defa hâşâ, o hâl, bir kompleksin, eziklik duyan bir insanın ruh hâli değildi. Aksine o, daha altı-yedi yaşlarındayken üzerini değiştireceği zaman amcası Ebû Talib’e, “Amca üzerimi değiştireceğim, lütfen sırtını dön!” diyecek ölçüdeki bir hayâ abidesinin iffetli hâliydi.
Dipnotlar
- 6 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.504 (Emirdağ Hayatı).