Bütün bunların sonucunda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Siz muhatabınızı tahkir ettiğinizde, kendinize karşı ondaki tahkir duygusunu tetiklemiş; muhatabınızın konumuna saygılı davrandığınızda ise onda kendinize karşı saygı hissini harekete geçirmiş olursunuz.
Bu durum, Kur’ân-ı Kerim’de şu ifadelerle dile getirilir: وَلَا تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّهِ فَيَسُبُّوا اللّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ“OnlarınAllah’tan başka yalvardıkları tanrılarına hakaret etmeyin ki, onlar dacahillik ederek hadlerini aşıp Allah’a hakarette bulunmasınlar.”3
Görüldüğü üzere ilâhî kelâm, sarih bir şekilde, açık bir emirle insanların Allah’tan başkasına ilâh deyip el açtıkları, yalvarıp yakardıkları ve yüz yere sürdükleri ikon ve putlara dahi sebbetmememizi emir buyuruyor. “Sebbetme” dilimize aktarıldığında, ilk akla gelen mânâsı itibarıyla “galiz tabirlerle hakarette bulunma, sövüp sayma” şeklinde anlaşılmaktadır. Fakat bu kelime, yakışıksız, uygunsuz, münasebetsiz laflar etme, saygısızlıkta bulunma mânâlarını da ifade etmektedir. Bundan dolayı bizim, bir mü’min ahlâkı olarak, ister semavî bir din, isterse din şeklinde ortaya çıkan bir organizasyon etrafında bir araya gelmiş insanlara karşı yakışıksız ve münasebetsiz söz etmemiz, bu ölçüde olsun onlara karşı saygısızlıkta bulunmamız düşünülemez.
İsterseniz burada, insanın konum ve değerini anlama adına, Hazreti Âdem’in meleklere kıblenüma olma mevzuunu da hatırlayabilirsiniz. Bu ilâhî takdirden de anlıyoruz ki, insan Allah’ın mükemmel, mümtaz ve âbide bir varlığıdır.
Dipnotlar
- 3 En’âm sûresi, 6/108.