Dinimizin emri bu istikamette olunca, diyebiliriz ki, muhataplarımız satanist veya Zerdüşt bile olsa kanaatimce, onların şeytana tapma, zulmete hakikî bir güç isnat etme gibi tasvip etmemizin mümkün olmadığı düşüncelerini dahi getirip yüzlerine çarpar bir tarzda ifade etmek doğru değildir ve bu bir üslûp hatasıdır. Hazreti Pîr, Hristiyanların ruhanî reisleriyle muvakkaten medar-ı münakaşa meselelerden bahsetmememiz gerektiğini söylüyor.4 Meselâ siz onlarla olan muhavere ve sohbetinize teslis inancını ele alarak başlayacak olursanız, daha sözün başında muhatabınızı kendinizden uzaklaştırmış, onunla birçok hakikati, güzelliği paylaşma imkânı varken dinlenilme ve söz söyleme hakkından mahrum kalmış ve hatta münakaşa ve kavgaya kapı aralamış olursunuz. Hâlbuki muhavere ve diyalog adına gerçekleştirilen bir programı tartışma zeminine çeker ve Müslümanlığı müdafaa etme adına onların inandığı değerlere saldırıda bulunursanız, farkına varmadan Müslümanlığa ihanet etmiş yani onların da İslâmiyet’e ve Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) dil uzatmalarına, Kur’ân’a saldırmalarına zemin hazırlamış olursunuz. Bunun yerine siz, onların hayat felsefesi ve dünya görüşlerine saygı duyar, saygılı davranırsanız, bu sefer onlar da, size karşı saygı ve hürmet sınırları içinde hareket etme yolunu tercih eder. Bir kez daha ifade edelim ki, insanlara, inanıp benimsediğiniz doğrular adına bir şey ifade etmek istiyorsanız, bu ameliyeyi, sırtınızın muhatabınıza dönük olduğu zaman ve şartlarda değil, muhatabınızla yüz yüze ve yakın olduğunuz zaman ve şartlarda gerçekleştirebilirsiniz. Bundan dolayı üslûbunuzu muhatabınızın sırt çevirmesine fırsat vermeyecek şekilde ayarlamalı ve anlatacaklarınızı o üslûpta anlatmalısınız.
Kalb İbresi ve Rıza-ı İlâhî
Dipnotlar
- 4 Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar s.189 (Yirminci Lem’a); Kastamonu Lâhikası s.213.