İçeriğe geç

Gaye-vesile farklılığını izah sadedinde anlattığımız bu hususlarla vurgulamak istediğimiz temel düşünce şudur: İsmine ister hoşgörü, ister diyalog, isterse konuma saygı diyelim bunların hepsi birer vesiledir; asıl gaye ise Allah’ın rıza ve hoşnutluğudur. Biraz daha açacak olursak bizim bu vesilelerle ulaşmak istediğimiz gaye, birkaç asırdan beri yanlış anlaşılmış ve yanlış tanıtılmış olan ve hâlâ onu anlatma adına bir kısım yanlışlıkların yapıldığı bir ortamda İslâm’ın doğru anlaşılmasını sağlamaktır. Yani bu dinin silm u selâmet esaslarına dayandığı ve onun insanlık çapında emniyet, güven ve barışı tesis edecek dinamiklere sahip bulunduğu gerçeğini gönüllere duyurabilmektir. Dolayısıyla bu dinde hiç kimsenin kafasına estiği gibi ilan-ı harp yapamayacağını, anarşi ve terörün hiçbir zaman bir mücadele vasıtası olarak görülemeyeceğini, canlı bombalar kullanılarak masum insanların öldürülemeyeceğini, hâsılı hakikî Müslümanlığın terör ve anarşiden fersah fersah uzak bulunduğunu ifade edebilmektir. Eğer biz değişik platform ve vasıtaları değerlendirmek suretiyle, İslâm’ın bu gerçek yüzünü, hakikî mahiyetini insanlara anlatabilirsek, bu durum dinimiz ve insanlığın barışı adına az bir kazanç olmayacaktır. Yoksa açılan müesseseler, kurslar, kültür lokalleri; yapılan seminer, toplantı ve konferansların hepsi birer vesileden ibarettir. Eğer biz yapılan bu faaliyetlerle büyük işler evirip çevirdiğimiz zannına kapılır; insanların takdir, teveccüh ve alkışlarını esas alır; kendimizi ifade ve nefsanî arzularımızı tatmin gibi bir kısım emeller peşinde koşarsak, kazanma kuşağında kaybetmiş ve bu arada asıl gayemizi de unutmuşuz demektir. Bu ise az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş fakat bir çuvaldız boyu yol alamamış ve bütün bunların neticesinde yol yorgunluğundan başka herhangi bir kâr elde edememiş insanın hâline benzer. Hâlbuki bütün bu gayret ve çabalarla eldeki imkânların santimi zayi edilmeksizin, merhamet çağrıları yapılmalı, insanlar arasında uzlaşı temin edilmeli, kardeşlik ve barış köprüleri kurulmaya çalışılmalı; hâsılı doğru bildiğimiz değer ve güzellikler, niyet safveti ve gönül duruluğu içinde, insanlığa sunulmalıdır; sunulmalı ve bütün bu ameller yapılırken de kalb ibresi hep Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu göstermelidir.

72