İçeriğe geç

Bu hususta küçük bir tavzihte daha bulunmak istiyorum: Aynı mülâhazaları paylaşan ve aynı mesleğin temsilcileri olan insanlar kendi aralarında konuşurken, şevke medar olması için bazı ikram ve ihsanları seslendirebilirler. Fakat böyle bir tahdis-i nimette bulunurken de asla mübalâğalara girmemeli; meseleyi aidiyet mülâhazasına ve cemaat enaniyetine bağlamamaya da çok özen göstermelidirler. Aralarında az da olsa meslek, meşreb ve mezak farklılığı bulunan kimseler, kendi meşreplerini öne çıkarmak suretiyle diğerlerini gıptaya, hasede sürüklememeli ve kıskançlık damarlarını tahrik etmemelidirler. İnsanların şevkini artırmak çok kıymetli olduğu kadar mü’minlerin kalblerini kazanmak, birlikte atmasını sağlamak, beraberce daha geniş dairede bir vifak ve ittifak ufkuna müteveccih olmak da çok önemlidir. Kimsenin gıpta damarını tahrik etmemek, kimseyi küstürmemek, hiçbir kalbi kırmamak, herkesin gönlünü kazanmak, her mü’minin duasını almaya çalışmak ve herkesin bir çeşit yakınlık hissetmesini sağlamak da tahdis-i nimette bulunurken dikkat edilmesi gereken hususlardandır.

Bu Uğursuz Gecenin Yok mu Sabahı?

Bazen de etrafımızda küfrân-ı nimete düşen ve nankörlüklere giren insanlar olur. Bunlar, Allah’ın lütuf ve inayetlerini hiç görmez; yapılanları küçümser ve tam bir felâket çığırtkanı gibi davranırlar. Meselâ, çok sevdiğimiz ve takdir ettiğimiz M. Âkif’in, felâket günlerinde yazdığı şiiri dillerinden hiç düşürmez ve şöyle derler:

“Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nur istiyoruz… Sen bize yangın veriyorsun!
‘Yandık!’ diyoruz… Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o Cehennem’le bu tufan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
İslâm’ı elinden tutacak kaldıracak yok…
Nâ-hak yere feryad ediyor. Âcize hak yok!
121