Keşke, Allah’ın sizinle olan hususi muamelelerini ve özel lütuflarını gizleseniz; mecbur kalmadıkça onları ifşâ etmeseniz ve o ilâhî teveccühleri kendi derinlikleriyle bıraksanız. Çünkü onları orada burada anlatmak, rüyaları rastgele tevil ederek onları daraltmak gibidir. Nasıl ki, Cenâb-ı Hak bir kısım rüyalar yoluyla bazı insanlara ihsanda bulunur ve çok engin şeyler adına ipuçları verir, sinyaller gönderir. Şayet o insan, o rüyayı ve sinyalleri kendi sınırlı havsalasıyla yorumlamaya kalkışırsa, çok engin mânâları daraltmış olur ve onun rüyası kendi dar tevilleri çerçevesinde hükme bağlanır. Hazreti Yusuf’un, hapishane arkadaşlarına hitaben “İşte yorumunu istediğiniz iş, böylece halledilip sonuçlandırılmıştır.”9 sözünde de bu hususa işaret vardır. Fakat, o rüyayı Alîm u Hakîm’in engin ilmine havale etse, hüküm de o enginlik içinde cereyan eder. Aynen öyle de, Cenâb-ı Hakk’ın size bir kısım hususi teveccüh ve iltifatları varsa, sizin hissettiklerinizin, bir bütünün sadece kendi ihsaslarınıza dokunan kadarı olduğunu bilmelisiniz; alıcılarınıza çarpan teveccühlerin o küllün akıl, mantık ve hislerle algılanabilecek dalga boyundaki bir cüz’ü olduğunu düşünmelisiniz. Dolayısıyla, o iltifat ve teveccühleri herkese açmamalı, onlar hakkında bir hüküm vermemeli, onları Allah’ın takdirine havale etmeli ve tahdis-i nimeti kelâm-ı nefsî ile seslendirmelisiniz.
Dipnotlar
- 9 Yûsuf sûresi, 12/41.