demiştir. Ne var ki, Allah’a yakınlığı, özel konumu, samimiyet ve ihlâsı, sözlerinin derinliği… gibi, bir irşad erinde bulunması lâzım gelen her şey Peygamberimiz’de mevcut olmasına rağmen, Cenâb-ı Hak, ona bile, “Habibim, sen dilediğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin!” buyurmuştur. Kaldı ki, Allah Teâlâ bir başka âyet-i kerimede “Sen gerçekten insanlara doğru yolu gösterirsin.”10 diyerek Resûl-i Ekrem Efendimiz’in gaye ölçüsünde bir vesile olduğunu da belirtmektedir. Fakat, gaye ölçüsünde dahi olsa vesile vesiledir; dolayısıyla, hidayet etmek sadece Allah’ın işidir ve şe’n-i rubûbiyetin gereğidir. Öyleyse, bir insanın hidayet gibi yalnızca Allah’a ait olan bir meseleyi sahiplenmesi ve sözünde veya sohbetinde, kaleminde ya da yazısında hakikî bir tesir vehmetmesi bir nevî şirktir.
Keşke!
Dipnotlar
- 10 Şûrâ sûresi, 42/52.