İçeriğe geç

Aslında, her nimet insanı Allah’a götürebilecek bir helezondur. Ne var ki insan, ancak vehmî bütün güç, kuvvet ve ihsan kaynaklarını nefyederek her türlü nimetin Allah’tan geldiğini kabul ve itiraf etmek suretiyle Cenâb-ı Hakk’a karşı şükür vazifesini yerine getirmiş ve kurbet ufkuna doğru yol almış olur. Evet, bütün iyilik ve güzelliklerin sebeplerini hazırlayan, onları takdir ve taksim eden, vakti gelince yaratıp semâvî sofralar hâlinde önümüze seren Allah’tır; öyleyse, neticede minnet ve şükran da O’nun hakkıdır. Nimeti vereni görmezlikten gelerek sadece nimetlere ya da onların sebeplerine takılmak nankörlüktür. Şükür, nimetin ziyadeleşmesi için bir vesile olduğu gibi, nankörlük de nimetin kesilmesinin hatta bir nikmete dönüşmesinin sebebidir. Cenâb-ı Allah, “Eğer şükrederseniz Ben de nimetimi artırırım; şayet nankörlük yaparsanız, biliniz ki azabım çok şiddetlidir.”1 mealindeki fermanıyla, şükredenleri mükâfatlandıracağı vaadinde, küfrân-ı nimete düşenleri de cezalandıracağı tehdidinde bulunmuştur.

391