Günümüzde “ben, ben” diyerek oturup kalkma ve enaniyet mülâhazalarıyla dolup taşma belki her zamankinden daha fazladır. Öyle ki, bugün inanan insanlar bile “özgüven”, “kişisel gelişim”, “kendine güven” gibi unvanlar altında serdedilen bir kısım düşünceleri şeytânı hoşnut edebilecek mülâhazalara çevirebilmektedirler. Oysa, hakikî mü’min kendine değil, Allah’a güvenir. Bir yandan, Cenâb-ı Hakk’ın verdiği iradeyi en iyi şekilde kullanır; diğer taraftan da, “Allahım beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle baş başa bırakma.” der. Nefsine değil, Cenâb-ı Hakk’a itimat eder. Nefsini ve nefsânî duygularını an azılı düşman sayar; en güzel vekil, yegâne dost ve yardımcı olarak ise yalnızca Allah’ı bilir. Sürekli حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!”2 sözünü terennüm eder; “Ey Yüce Rabbimiz! Yalnız Sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız.”3 hakikatini seslendirir. Fakat, şimdilerde bencillik o kadar yaygındır ki, çoğu insanlar Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarını bile enaniyetleri hesabına kullanmakta ve onları benliği besleyen birer unsur gibi algılamaktadırlar. Dolayısıyla da, aslında her biri birer yükselme helezonu olan nimetler, benlik adına kullanılınca helâke götüren birer tuzak hâlini almaktadırlar.
Var mı Bu Cemaat Gibisi!
Dipnotlar
- 2 Âl-i İmrân sûresi, 3/173.
- 3 Mümtahine sûresi, 60/4.