Bir diğeri de diyor ki; “Türban şehadet kelimesinin yerine konuldu!” Bu çok ağır bir ithamdır. İnsan, bu türlü meselelerde konuşurken, muhataplarıyla bir gün yine yüz yüze gelebileceğini hesaba katarak üslûbuna çok dikkat etmelidir; köprüleri bütün bütün yıkmamalı, dikkatsiz ve temkinsiz konuşmamalıdır. Bir kere, hiçbir Müslüman hiçbir ibadeti kelime-i şehadetin yerine koymaz. Çok basit bir Müslüman bile hiçbir zaman başörtüsünü kelime-i şehadete denk saymaz. Kelime-i şehadet, –eski ifadesiyle– imanın rükn-ü aslîsidir; olmazsa olmaz şartıdır. Allah’a kurbet kazanma, Cennet’e girme ve ebedî saadete mazhar olma meselesi لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مُّحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ5 ikrarına bağlanmıştır. Kelime-i şehadet, öyle büyük bir beyandır ki, peygamberlere, kitaplara, meleklere, kadere ve öldükten sonra dirilmeye inanmadan ibaret olan imanın diğer beş rüknünden hiçbiri bu rükn-ü aslînin yerini tutamaz. Bu rükünler de çok önemli iman esaslarıdır, bunları mutlak inkâr eden dinden çıkar. Fakat, bunların bütünü bir araya gelse, yine de kelime-i şehadetin yerini dolduramazlar. Kaldı ki, başörtüsü meselesi İslâm’ın o beş esası içinde de yoktur; o muamelât kısmına ait ayrı bir farzdır; Allah’ın başka bir emridir.
Dipnotlar
- 5 “Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed Allah’ın resûlüdür.” (et-Tayâlisî, el-Müsned s.60; İbn Hibbân, es-Sahîh 1/382; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 7/34)