Bazı kimseler duygu ve düşüncelerini usulüne göre ifade ediyorlar; onları takdirle karşılıyorum. Fakat bazıları da bu cinneti istermişçesine, cidale sebebiyet verebilecek ve toplum fertlerini karşılıklı harbe sevk edecek şekilde, nifaka açık bir tarzda konuşuyorlar. Âdeta insanları karşı karşıya getirmeye ve çatıştırmaya çalışıyorlar. Şahsen, hususiyle sivil toplum kuruluşlarında ve siyasi teşkilatlarda yer alan insanlardan hiçbirinin bilerek Türkiye’ye kötülük yapma niyetinde olduklarına ihtimal vermiyorum. Aralarına sızmış birkaç istisnanın çıkması mümkün olsa da, siyasi gayr-i siyasi o toplulukların içinde, “Biz şöyle davranalım da, şu Türkiye yerin dibine batsın!” mülâhazasıyla bu kötülükleri yapacak karakterde insanların bulunacağını düşünmüyorum. Ne ki, çok küçük zannedilen, ehemmiyet verilmeyen ve önemsiz görülüp yapılan öyle şeyler vardır ki, bunlar, sonunda tamir edemeyeceğimiz büyük tahribata sebebiyet verebilirler.
Ayrıca, görüyoruz ki, yıllarca uğraşıp, on binlerce şehit verdiğimiz, onu bitirme yolunda pek çok millî serveti tükettiğimiz, sonunda dünya kamuoyunu da nispeten yanımıza çekerek belli muvaffakiyetler kazandığımız terör belâsının asıl merkezleri de başörtüsünün serbest bırakılacak olmasından endişe duymaktadırlar. Çünkü, bu serbestliğin, Güneydoğumuzu teröre zemin teşkil etmekten uzaklaştıracağından, bölge halkını terör örgütünden tamamen koparacağından ve böylece terör örgütünün gücünü bütün bütün kaybetmesine vesile olacağından korkmaktadırlar. Öyle ise, sorumlu mevkiinde bulunan insanlar başta olmak üzere hepimiz, ülkemizin selâmeti adına bugünlerde her zamankinden daha çok duyarlı davranmak; sağduyu dediğimiz akl-ı selim, hiss-i selim ve mantık dahilinde hareket etmek mecburiyetindeyiz.