Hani birisi demişti ki; “İdarecilerin akılları başlarına geleceği âna kadar biz başı kapalıyı üniversiteye sokmayız!..” Ben de şöyle diyeyim: Her şeyi birbirine karıştıran bu insanların akılları başlarına gelinceye kadar, Hazreti Mevlâna gibi kollarımızı açıp bunları bağrımıza basacağımız vaadinde bulunmalıyız. Evet, kat’iyen kendi insanımıza karşı Sütçü İmam’lığa kalkışmamalıyız. Sokakta, çarşıda, pazarda ve okulda meseleyi mülâyemetle halletmeye çalışmalıyız.
Çatışma Yangın Gibidir
Çünkü, ülkemizin kavgaya tahammülü yoktur. Hususiyle Allah’a gönül veren ve kendilerini milletimizin hayrına adayanların kavga ile işi olamaz; olmamalıdır. Onlar, kendilerini en çetin bir çatışmanın içinde buldukları zaman bile, hemen silm ü selâma dönmenin yollarını aramalıdırlar. Zira, Kur’ân-ı Kerim, mü’minlere savaş içinde iken bile, “Karşı taraf, silm ü selâma, sulh ve barışa yönelirse, siz de yönelin ve Allah’a tevekküledin!”10 buyurmaktadır. Kur’ân’ın söz konusu hükmüyle beraber, akıl ve mantığın yanında, ülkemizin içinde bulunduğu şartlar ve umumî menfaatlerimiz de kat’iyen böyle davranmayı gerektirmektedir. Zira, kavga, insanda akl-ı selim ve mantık bırakmaz; dolayısıyla, küçük sebeplerle başlayan bir çatışmayı büyümeden sona erdirmek her zaman mümkün olmaz.
Nitekim, Cahiliye şairlerinden İmruü’l-Kays, “İki şeyi siz başlatsanız da, çoğu zaman durmasını istediğiniz yerde onları durduramazsınız: Yangın ve kavga!..” der. Bu bakımdan da, soğukkanlılığımızı korumamız lâzımdır. Bu türlü meselelerde ipleri germek hiç kimseye hiçbir yarar getirmez; sertlik, sertlikten başka bir netice vermez. Hele bir de mesele kitle ruh hâletine sirayet ederse, işte o zaman kavganın önünü alma imkânı hiç kalmaz.
Dipnotlar
- 10 Enfâl sûresi, 8/61.