İçeriğe geç

Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in itikâfta olduğu bir gün, Safiyye Validemiz (radıyallâhu anha) kendisini ziyaret etmiş ve bir müddet İnsanlığın İftihar Tablosu’nun yanında kaldıktan sonra hanesine dönmek üzere müsaade istemişti. Nezaket âbidesi Allah Resûlü, muhtereme zevcesini uğurlamak için onunla beraber dışarıya çıkmıştı ki, o esnada bir-iki sahabî yanlarından geçmiş, kendilerini görmüş ama hiç duraklamadan oradan uzaklaşmaya meyletmişlerdi. İki Cihan Serveri, derhal onları durdurmuş ve Safiyye Validemiz’in yüzünü açarak, “Bakın, bu benim hanımım Safiyye’dir.” demişti. Bunun üzerine, o sahabîler büyük bir mahcubiyet içinde, “Maazallah, yâ Resûlallah! Sizin hakkınızda nasıl kötü düşünülebilir ki?” mukabelesinde bulunmuşlardı. Rehber-i Ekmel Efendimiz’in cevabı şöyle olmuştu: “Şeytan, insanın kan damarlarında sürekli dolaşır durur!”9

Evet, şeytan, insanla bu kadar içli dışlı olduğuna göre zihne pek çok şüphe ve vesvese atabilir; en nezih kimseleri hiç olmayacak şekillerde suizanna sürükleyebilir. Öyleyse, insan hem her zaman hüsnüzanna bağlı kalmaya çalışmalı hem de suizanna sebebiyet verebilecek hâllerden fersah fersah uzak durmalı ve hep temkinli yaşamalıdır.

Mevlâ-yı Müteâl Hakkında Hüsnüzan

Diğer taraftan, insanlar hakkında her zaman hüsnüzanna memur olan mü’minlerin, Yüce Yaratıcı’nın muamelelerine karşı suizan ifade eden hoşnutsuzlukları da asla düşünülemez. Bir mü’min her şeyden ve herkesten evvel Mevlâ-yı Müteâl hakkında hüsnüzan sahibi olmalıdır. “Benim kulumla maiyyet ve muamelem, onun Benim hakkımdaki zannına bağlıdır.”10 mealindeki kudsî hadis de Allah Teâlâ’ya hüsnüzan beslemenin ehemmiyetini ve bunun ne büyük bir vesile-i necât olduğunu nazara vermektedir.

286