Hâricîler, Sıffîn Muharebesi’nde, hakem tayinine razı olup anlaşmayı kabul ettiği için Hazreti Ali’den uzaklaşan, Haydar-ı Kerrar’ı büyük günah işlemiş olmakla suçlayan ve kendileri gibi düşünmeyen –sahabîler de dahil– diğer Müslümanları –hâşâ– kâfir sayan sapık kimselerdi. Gerçi onlar, Kur’ân’ı çok okuyorlardı; fakat, onun zâhirî mânâsına sarılıyor ve kendi anladıklarının dışında başka hiçbir ihtimal kabul etmiyorlardı. Kendileri gibi düşünmeyen bütün insanların dalâlette olduklarına inanıyor ve onlara karşı son derece acımasız, gaddar ve zalimce davranıyorlardı. Hâricîler, dar ufuklu ve düşünce fakiri insanlardı; bu sebeple bağnazlığa, huşunete ve hoşgörüsüzlüğe saplanmış; sertliğe, şiddete ve kabalığa sürüklenmişlerdi. Ruhlarındaki taşkınlık ve atılganlıklarının da tesiriyle bir din hâline getirdikleri slogan ve heyecanlarının peşinde yürüyorlardı. Evet, onları bilgi ve mârifet değil, slogan, heyecan ve muhalif olma düşüncesi yönlendiriyordu.