İçeriğe geç

Seyyidina Hazreti Ebû Bekir yüz tane mehdînin yaptığı işi yapmıştır. Fakat, hiçbir zaman herhangi bir büyüklük iddiasında bulunmamıştır. Bilâkis, âkıbetinden hep korkmuş, sürekli kendini sorgulamış ve devamlı nefsiyle yaka paça olmuştur. Meselâ; Sâdık u Masduk Efendimiz’in “Eteklerin yerde sürünmesi kibirdir!” dediğini duyunca ürpermiş ve hemen “Yâ Resûlallah, yoksa ben de mi mütekebbirlerdenim?” deyip, Allah Resûlü’nden öyle olmadığının teminatını alana kadar endişeyle beklemiştir.17 Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in onca takdirine, iltifatına ve müjdesine mazhar olduğu hâlde, iddiadan uzak durmuş, düz kulluğu talep etmiş ve kendisini hep mü’minlerin en gerisindeki biri gibi görmüştür.

Hazreti Sıddık’ın,

جُدْ بِلُطْفِكَ يَا إِلٰهِي مَـنْ لَهُ زادٌ قَلِيلْ………………مُفْلِسٌ بِالصِّدْقِ يَـأْتِي عِنْدَ بَابِكَ يَا جَلِيلْ

mısraıyla başlayan münacaatı, onun ruh hâletini ortaya koyması açısından çok ibretâmizdir: “Allahım, azıcık bir zahîresi kalmış şu kuluna lütf u kereminden bol bol nimet ver; iflâs etmiş olsa da, yine sadâkatle kapına gelmiş bulunmasına merhameten büyüklüğünü göster! Evet o, günahı pek büyük, zavallı bir kuldur, fakat, Senden başka kimsesi olmayan bir gariptir; Sen o büyük günahların hepsini yarlığa ve bu bîçâreyi sevindir. Onunki isyan üstüne isyan, hata üstüne hata; Senden ise sürekli fazl u ihsan ve pek çok atâ; artık ne desin, kapında şöyle nasıl inlemesin: Rabbim, günahlarım kum taneleri gibi sayılamayacak kadar çoktur; o güzel müsamahanla muamele eyle ve beni bağışla, bütün günahlarımı affet ne olur!”18

182