Anlatılan bu menkıbenin aslı olsun veya olmasın, biz biliyoruz ve tarih de buna şahit ki, o toplumda hakka hürmet, hukuka teslimiyet, adalete inkıyat bu seviyedeydi. Hak ve hukuk o topluma öyle bir yerleşmişti ki, o, bu anlayış sayesinde büyük bir devlet hâline gelmiş; asırlarca idare ettiği koskocaman bir coğrafyada huzur ve barış hükümferma olmuş, âsayiş ve emniyet sağlanmıştır. Dışta zulme ve gadre uğrayan insanların gelip Osmanlı’nın siyanetine sığınmaları ve Osmanlı’nın vesayetinde yaşayan reayadan hiçbirinin de hâlinden şikâyet etmemesi bu durumun en açık delillerinden biridir. Evet, Osmanlı’da yaşayan saf kan Türk on bir milyonu geçmemesine rağmen, iki yüz elli milyon farklı ırk, farklı renk, farklı anlayış, farklı kültürdeki insan barış ve huzur içinde asırlarca hayatlarını beraber sürdürmüşlerdir. Eksiğiyle gediğiyle hak abidesi ikame edilmiş ve ahsen-i takvîm sırrına mazhar insanoğlunun maddî-mânevî bütün ihtiyaçlarına cevap verilmiştir.
Şimdi eğer bugün bizler de melekleri imrendirecek bir huzur toplumuna ulaşmayı arzuluyorsak hakka hürmet ve hukuka saygı anlayışını zihinlerimize kazıyıp kalblerimize nakşetmeliyiz. İşte o zaman bir baştan bir başa bütün dünyanın hukuk temelleri üzerinde huzurun soluklandığı bir yeryüzü cenneti hâline geleceğini ümit edebiliriz.