Şimdi bir mü’minin, sevgisini kardeşine duyurması, bildirmesi ne kadar ehemmiyetli ise, bu güzel amel yerine getirilirken samimi ve içten olunması, sunîliklere girilmemesi, zımnî yalan olan mübalağalara başvurulmaması da o ölçüde ehemmiyet arz eder. Her hususta olduğu gibi bu mevzuda da yanılmaz ve yanıltmaz rehberimiz Rehber-i Ekmel Efendimiz’dir (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm). Çünkü O, duyguda, düşüncede, ibadet ü taatte, insanların birbirlerine karşı davranışlarında vs. bütün bir hayatı talim etmek için gönderilmiştir. İşte biz, “Bir kardeşimiz hakkında müspet duygularımızı nasıl ifade edeceğiz, onun meziyet ve faziletlerini dillendirirken nasıl dillendireceğiz?” Bütün bunları da yine Efendiler Efendisi’nin o lâl u güher söz ve beyanlarından öğrenmemiz gerekir. Bu açıdan hadis-i şeriflere bakıldığında sahih kaynaklarda yer alan şu meşhur vak’ayı hatırlayabiliriz: Bir sahabî efendimiz, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in huzurunda, yüzüne karşı bir arkadaşını medh ü sena etmişti. Bunun üzerine Allah Resûlü o şahsa, “Arkadaşının boynunu kırdın!” buyurup bu sözünü üç kez tekrar etti ve ardından da, “Bir kimse kardeşini illa övecekse bari, ‘Falancayı ben öyle zannediyorum, ancak işin iç yüzünüAllah bilir. Ben hiç kimseyi Allah’a karşı tezkiyeedemem’ desin!” buyurdu.4
Dipnotlar
- 4 Buhârî, şehâdât 16, edeb 54, 95; Müslim, zühd 65.