O zaman gelin neye, ne ölçüde değer verdiğimize bir bakalım. Hangi küçük hadiseleri hiç yoktan yere gözümüzde büyütüp bir heyûla hâline getirdiğimizi ve bunun karşısında hangi büyük meseleleri gözümüzde küçük bir mevzu hâline getiriverdiğimizi insafla müşâhede edelim. Allah bize akıl vermiş. Daha da ötesinde iman ve iz’an nasip buyurmuş. Bu sebeple gelin arada bunca fasl-ı müşterek varken nasıl oluyor da birbirimize düşüyoruz, oturup bunun bir değerlendirmesini yapalım. Uhuvvet Risalesi’nde denildiği gibi, Hâlıkımız bir, Mâlikimiz bir, Rabbimiz bir, Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir bir.. bir bir, bine kadar bir bir.. sonra vatan bir, mefkûre bir, aynı yolun yolcusu olma bir.. bir bir, yüze kadar bir bir. Şimdi bu “bir birler” hep bir ve beraber olmayı gerektirdiği hâlde sinek kanadı kadar önemsiz meseleler için niçin ve nasıl birbirimize düşüyoruz, durup düşünmemiz gerekmez mi?6 “Sinek kanadı kadar ehemmiyetsiz meseleler.” dedik. Evet, Meselâ birisi kalkmış bana “Aşağılık mahluk!” demiş, küfretmiş, hakaretlerde bulunmuş. Bu durum bana aynıyla mukabelede bulunma hakkını vermez. Çünkü zulme zulümle karşılık vermeyi Hazreti Üstad, “Mukabeleyi bilmisil kaide-i zalimanesi” olarak ifade ediyor.7
Dipnotlar
- 6 Bediüzzaman, Mektubat s.298 (Yirmi İkinci Mektub, Birinci Mebhas, İkinci Vecih).
- 7 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.415 (Denizli Hayatı); Şualar s.283 (On İkinci Şua).