İçeriğe geç

Kelam-ı Ezelî’nin bu ilâhî intihabındaki hikmetler adına şu hususlar dile getirilebilir:

Kur’ân’da zikredilen peygamberler Mekke’ye yakın yerlerde neş’et ettikleri için Efendimiz’in kavmi tarafından şöyle-böyle biliniyorlardı. Hazreti Nuh, Hazreti İbrahim, Hazreti İdris, Hazreti Yunus… gibi peygamberler üstûre ve menkıbelerde anlatılıyordu. Mekkeliler değişik vesilelerle bu peygamberlerden haberdardı. İşte Kur’ân-ı Kerim’in onları öne çıkarması, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in mesajının altının boş olmadığını vurgulama açısından oldukça önemli bir husustur. Böylece anlatılan o kıssalar, Peygamber Efendimiz’in mesajının altyapısını teşkil edecek ve bir yönüyle o toplumun Habib-i Kibriya Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ) getirdiği mesajı yadırgamayıp kabul etmesinde kolaylaştırıcı bir fonksiyon eda edecektir.

Ayrıca Kur’ân’ın o günkü muhatapları, çevrelerinde bulunan ve az çok haberdar oldukları geçmiş ümmetlerin âkıbetlerini görme ve bu durumdan ders ve ibret alma fırsatını elde edeceklerdi; elde edecek ve o kıssaların bütününden süzülüp gelen şu mesajı duyup hissedeceklerdi: “Bunlar sizin geçmişte de duyduğunuz, aranızda menkıbelerini anlattığınız peygamberlerdir. O kavimlerin içinde de sizin gibi bu şekilde temerrüt edenler olmuştu. Siz az, hafızalarınızı yoklasanız, o inatçı kavimlerin başlarına gelen âfetleri, maruz kaldıkları bela ve musibetleri hatırlayacaksınız. Diğer yandan o peygamberlere uyan, onların yolunda giden insanların kurtuluşa erdiklerini de göreceksiniz.” İşte Mekkelilerin daha önce bu tür hâdiselerden haberdar olmaları onların ruhlarında beyanın müessiriyeti açısından ayrı bir önem arz etmektedir.

293