Mahşerin ve hesabın dayanılmaz dehşeti ve şiddetli sıkıntıları içerisinde, yardım talep edilebilecek bir merci arayan insanların müracaatları üzerine Müşfik Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem), beşerin muhâkeme ve hesaplarının bir an evvel görülmesi için Allah Teâlâ’ya yalvaracak; “şefaat-ı uzmâ”nın ve “Makam-ı Mahmud”un sahibi unvanıyla, imandan nasiplenebilmiş hemen herkesin imdadına koşacaktır. Allah Resûlü, insanların perişan ve derbeder oldukları ama kendilerini kurtaracak bir vesile bulamadıkları bir anda bütün insanlığı kucaklayan şefkatiyle ortaya çıkacak ve “en büyük şefaat” mânâsına gelen “şefaat-ı uzmâ”sıyla pek çoklarının ellerinden tutacaktır.
İşte, ahiretin, mahşerin ve şefaatin söz konusu edildiği bir mecliste, Habîb-i Ekrem Efendimiz, hem şefkatinin enginliğini ve şefaatinin genişliğini ifade etme, hem de günahkârların ümitsizliğe düşmelerine meydan vermeme ve onları tevbeye yönlendirme sadedinde إِنَّ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ لِأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِي“Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir.”3 buyurmuştur.
Evet, mütemadî olarak büyük günah işlememekle beraber, bir gaflet anında kebâirden birine ya da birkaçına düşmüş ama hemen doğrulup Allah’a teveccüh etmiş ve masiyetin nedametini hep içinde duymuş kimseler de ötede şefaate nâil olacaklardır. Şayet, kendi salih amelleri ve Hak dostlarının yardım adına uzanan elleri böylelerinin kurtuluşlarına kâfi gelmezse, Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) “şefaat-ı kübrâ”sıyla onların imdadına yetişecektir; elverir ki, günahlardan dolayı kalbleri bütün bütün mühürlenmiş ve öteye imansız gitmiş olmasınlar!..
En Büyük Günahlar
Dipnotlar
- 3 Tirmizî, kıyâmet 12; Ebû Dâvûd, sünnet 21.