Kur’ân-ı Kerim’de, “Onlar, ufak tefek kusurları dışında, günahların büyüklerinden ve fuhşiyattan kaçınırlar.”6 mealindeki âyet-i kerime gibi küçük-büyük günah ayırımına, “kebîre” ile “lemem” farkına işaret eden beyanlar mevcuttur. Lemem; kebîrenin alanı veya tarifi dışında kalan, ısrarlı ve devamlı olmadan yapılan küçük günahlardır; hakkında mutlak bir ceza (hadd) bulunmayan ve işleyenin Cehennem ateşi ile tehdit edilmesine sebep olmayan seyyielerdir. Ne var ki, bu türlü masiyetler hakkında mutlak bir cezanın ya da Cehennem ateşi gibi tehdit edici bazı unsurların olmaması insanı aldatmamalıdır. Çünkü, küçük görüp önemsememek, işleye işleye alışarak bütünüyle gaflete dalmak ve masiyette ısrarlı olmak gibi sebeplerle en küçük isyan çukurları bile öldürücü uçurumlara dönüşebilir.
Ezcümle; bir insanı hafife alma ve kaş göz işaretleri yaparak onunla alay etme zâhiren küçük bir günah sayılır. Şayet, insan bir yanlışlıkla böyle bir hataya düşer ama hemen kabahatini anlayıp istiğfar ederse, bu masiyet “lemem” olarak kalır; fakat, günahta ısrar eder ve onu bir huy hâline getirirse, artık o seyyie bir kebire halini alır. Nitekim, Kur’ân-ı Kerim’de وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ“Veyl olsun her hümeze ve lümeze’ye!..”7 denmekte; insanları arkadan çekiştiren, küçük düşüren, kaş göz hareketleriyle onlarla eğlenen kimseler kınanmaktadır. وَيْلٌ hem “yazıklar olsun” mânâsına gelmektedir, hem de Cehennem’in en derin deresinin ismidir. Dolayısıyla, mü’minleri ayıplayan ve el, kaş, göz işaretleriyle onları alaya alan kimselerin, bu günahta ısrar edip etmemelerine ve tevbe kurnasında arınıp arınmamalarına göre, “Yazıklar olsun!” itabından Cehennem azabına kadar uzanan bir çizgide muhtelif cezalara çarptırılmaları söz konusudur.
Dipnotlar
- 6 Necm sûresi, 53/32.
- 7 Hümeze sûresi, 104/1.