Bundan dolayı eğer bu konuda hakikaten kalıcı ve köklü müspet bir netice almak istiyorsak, o zaman yapılması gereken; bu camiada bulunan insanımızı, dinimizin yüce ve yüksek insanî değerlerinden haberdar etmek, onları kötülüğü iyilikle savma ahlâkına çağırmak, insana saygıyı bir ibadet şeklinde kendilerine benimsetmek, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde ifade buyurduğu gibi bir insanın yüzüne gülmenin bile ibadet olduğunu1 onlara hatırlatmak, hâsılı onları potansiyel insan olma seviyesinden hakikî insan olma ufkuna yükseltmektir. Böylece onları, birilerini kasten, iradî olarak inciten, rencide eden, yaralayan kişiler olmaktan çıkarıp, yoldan geçen kimselerin ayaklarına batmasın diye yürüdüğü yoldaki dikeni bertaraf eden, yolcuları rahatsız etmesin diye yoldaki taşı kaldırıp bir kenara atan kimseler durumuna getirmeye çalışmaktır. Bütün bunlar ahlâk-ı âliye-i İslâmiyede yer alan dinamiklerdir. Nitekim Buhari ve Müslim’in beraber rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm): “İman yetmişveya altmış küsur şubeden ibarettir. En faziletlisi, Allah’tanbaşka ilâh yoktur demek; en aşağısı ise, gelip geçenlere eziyet veren şeyleri yoldan kaldırmaktır.”2 ifadeleriyle, insanlara rahatsızlık verecek şeylerin bertaraf edilmesinin imanın bir parçası olduğuna işaret buyurmuşlardır.
Dipnotlar
- 1 Tirmizî, birr 36; el-Bezzâr, el-Müsned 9/458.
- 2 Buhârî, îmân 3; Müslim, îmân 57.