İçeriğe geç

Aslında ne Devr-i Risalet-penahide ne de ondan sonraki nur asırlarında bu mübarek bayram günleriyle alâkalı kütüb-i fıkhiyede ifade edilen hususların dışında günümüzdekine benzer faaliyet ve aktivitelerde bulunulmamıştır. Yani İslâm’ın ilk asırlarında bayram günlerinde seyahatler tertip etme, şölenler yapma, maytaplar altında günü geçirme, ev ev dolaşıp el öpme, çocuklar için arafalık toplama gibi bir kısım uygulamalara rastlamıyoruz. Fakat Türkler İslâm’a girerken kendilerine ait âdetlerini dinin muhkemâtıyla test etmiş ve sonra şer’î delillerin filtresinden geçen bazı âdetleriyle beraber Müslüman olmuşlardır. İşte milletimiz, bayramlarda el öpme, akrabaları ziyaret etme, insanları neşe ve tebessümle karşılama gibi bir kısım âdetlerin devam etmesinde dinin temel disiplinleri açısından bir mahzur görmemiş ve böylece bunlar, gelenek ve âdet şeklinde dünden bugüne devam edegelmiştir.

Sımsıcak ve Herkesi Kucaklayan Müsamaha Atmosferi

Bayram günleri, yapılan amellerin katbekat karşılığının verildiği mübarek ve feyizli bir zaman dilimi olduğundan, onun bu fevkalâde bereketinden istifade için her ânının sevgi, dostluk, kardeşlik ve hayr u hasenat adına dolu dolu geçirilmesi gerekir. Mesela bayramların herkesi kucaklayan, herkese açık o yumuşak ve müsamahalı atmosferi içinde küskünlükler giderilebilir, insanlar arasında kaynaşma sağlayacak faaliyetlerde bulunulabilir, gerçekleştirilen ziyaretlerle büyüklerin gönülleri alınabilir, iltifat ve hediyelerle küçüklerin gönülleri sevinçlere gark edilebilir ve hatta Müslüman olmayan insanlarla bile değişik diyalog köprüleri temin edilerek bir sulh atmosferi oluşturulup onlara karşı önyargıya sahip bulunmadığımız ortaya konabilir.

308