Bilginin Amele Dönüşmesi
Soru: Bir âyet veya sûre nazil olur olmaz, sahabe-i kiram efendilerimizin onu hemen hayatlarına tatbik ettiklerini görüyoruz. Biz ise bilip öğrendiğimiz hususlarda aynı tavrı ortaya koyamıyoruz. Bildiklerimizi amele dökemeyişimizin sebepleri nelerdir, bilginin amele dönüşmesi nasıl sağlanabilir?
Cevap: Bilginin amele dönüştürülebilmesi için, öncelikle bu bilginin, düz ve sathî bir malûmat konumundan çıkarılıp; “bir meseleyi mahiyet-i nefs’ül-emriyesiyle bilme, şuur ve sistemli düşünce ile o meseleyi kavrama” mânâsında ilme dönüştürülmesi gerekir. Aksine sahip olduğumuz bilgiler sadece yüzeysel malûmat ise, böyle bir bilgi kalbe nüfuz etmediğinden, o, herhangi bir kıpırdanma ve harekete sebebiyet vermez. Bu itibarla, bilginin amele dönüşmesi için ilk olarak yapılması gereken, doyma bilmeyen bir arzu ve iştiyakla hakiki ilme ve oradan da yakîne ulaşmaya çalışmaktır. Zira Cenâb-ı Hak, Tâhâ Sûresi’nde Resûl-i Ekrem Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) hitaben şöyle buyuruyor:
“De ki; Rabbim, ilmimi artır benim.”106 O hâlde her birimiz, ilim talebi adına, peygamberâne bir iştiyakla “hel min mezîd” mülâhazasına bağlanmalı, hiçbir zaman sahip olduklarımızı yeterli görmemeli, “Acaba bunun ötesinde, arka plânında daha başka bir şey var mı?” demeli ve sürekli derinleşme peşinde koşmalıyız.
Mesela bize mutlak mânâda Kur’ân-ı Kerim okumamız emredilmiştir. Ancak biz hafız olsak, Kur’ân’ı baştan sona ezberlemiş bulunsak dahi, onu anlama ve onda derinleşme hedefine bağlı bir okuma gayreti içinde olmadığımız takdirde, Kur’ân’ın hazineleri bize kapanır, cihanları aydınlatan o ışık kaynağından istifade edemeyiz. Zira im’an-ı nazarla, üzerine yoğunlaşarak gerçekleştirilen bir okuma gayretinin insanın gönlüne ifade ve ifaza edeceği öyle mânâlar vardır ki, onun başka bir yolla elde edilebilmesi mümkün değildir.
İlmin Şükrünü Eda