Gönüllüler hizmetine kendini adamış insanların bu ölçüde bir performans ve kıvam ortaya koymalarının yanı başında onların en büyük farklılıkları, farklılık mülâhazasına girmemeleridir. Dıştan onları fotoğraflayan insanlar, onların ortaya koydukları fedakârlık karşısında belki de, “Prototip sözü, bu insanların hâlini ifade etmeye yetmez.” diyeceklerdir. Onların öyle bir mânevî derinliği olacak ki, kıtır kıtır ellerini kollarını kesseler, başlarına testere koyup biçseler yine de “Settâr senden dönmezem.” diyeceklerdir. Fakat bütün bu yiğitliklere rağmen onlara düşen, âlemden farklı bir yanları olmadığı mülâhazasını ruhlarına işlemeleridir. Hatta farklılık mülâhazası onların hayallerinden bile geçmemeli, ezkaza geçtiğinde de büyük bir günah işlemiş gibi hemen tevbe seccadesine koşmalıdırlar. Sa’y ve gayretlerine terettüp eden güzellikler hakkında ise onlar şöyle düşünürler: “Bütün bunlar belli bir dönemde birilerinin attığı tohumların neşv ü nema bulması, neşv ü nema bulan o çemenlerin başağa yürümesi, her bir başağın da binler mahsul vermesinin bir neticesidir. Bizden evvelkilerin hâlis ve samimane gayretleri bu güzellikleri netice vermiştir. Fakat daha önce ekilen tohumlara nezaret etme, çapacılığını yapma, tımar etme ve o fidanların da ağaç olup meyveye durması, içinde yaşadığımız bu döneme denk geldi. Bu itibarla, bize bir farklılık isnadı asla doğru değildir.” Zaten meydana gelen bütün bu güzellikleri, insanın kendisine mâl etmesi hem başkalarının hakkını yeme hem de Allah’a karşı bir saygısızlıktır.