Evet, yiyip içtiği haram olan, kursağında haram bulunan, giydikleri ve bineği haram olan bir insanın, bunca haram içinde duası ve haccı nasıl kabul olur ki! Bunca haram içindeki bir insan nasıl olur da, “Rabbim! Senin emrine uyarak buraya geldim. Emrine âmâdeyim. Rahmet ve mağfiretini ümit ediyorum. Lütuf ve keremini bekliyorum.” diyebilir ki! Dese bile onun bu sözleri yağlı bir paçavra gibi yüzüne çarpılmaz mı? İşte bu açıdan yapılan ibadetlerin Allah’a yükselmesi adına helâl dairede yaşama ve helâl rızıklarla beslenmenin ehemmiyeti çok büyüktür.
Soruda ifade edilen, يَۤا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ “Siz ey peygamberler! Helâl ve temiz şeylerden yiyip için, salih amel işleyin! Zira Ben yaptığınız her şeyi bilmekteyim.” âyet-i kerimesinde de bu hususa işaret edilmektedir. Yani bir insanın helâl rızıklarla beslenmesinin, onun Allah’a karşı yapageldiği ibadet ü taatin kabul olması adına ciddi tesiri vardır.