Bu seviyeyi yakalayamayan kimse en azından iradî olarak, Cenâb-ı Hakk’ın daima kendisini gördüğünü düşünmeli ve namazdaki her bir hareketini böyle bir şuurla yerine getirmeye çalışmalıdır. Bir insanın el ve ayaklarını yerli yerinde tutması, namazda nereye bakacağını bilmesi, başını yere koyduğu zaman hangi mülâhazalara açılması gerektiğinin farkında olması gibi hususlar Cenâb-ı Hak tarafından görülüyor olma şuurunun insanın tavır ve davranışlarına aksettiğini gösterir.
Evet, irfana ulaşmak için ibadetler mutlaka şuurla taçlandırılmalıdır. Mesela namazda olan bir insan, namazın başından sonuna kadar ne yaptığının farkında olarak namazını eda etmelidir. Niyeti sadece, namaza başlarken söylenilen, نَوَيْتُ اَنْ أُصَلِّيَ “Niyet ettim namazı eda etmeye” ifadelerinden ibaret görmek doğru değildir. O, kasdü’l-kalb’dir. Yani mâsivâyı bütün ruhundan, bütün duygularından silip atmak, Allah karşısında kemer-beste-i ubûdiyet içinde bulunduğunu derinden derine hissetmek ve hatta kendini de unutarak bütünüyle silinip gitmektir. Dahası o, silinip gitmeyi de hissetmemek ve namazın başından sonuna kadar bu hissi devam ettirmeye çalışmaktır. Belki yer yer insan bir kısım olumsuz esintilere maruz kalabilir. Fakat o, her defasında iradesinin hakkını vererek onların üstesinden gelmeye çalışmalıdır. Ayrıca namazda okuduğu âyet ve duaların taalluk ettiği mânâları iyi bilmeli, onların kalbine duyurmak istediği hakikatlerin farkında olmalı ve namazın sonuna kadar şuurluca bunları takip etmelidir. İşte ibadeti şuurlu bir şekilde eda etme adına ortaya konan bu ceht ve gayret, irfana giden yolda yanıltmayan önemli referanslardır.
İstikamet ve Sürekliliğin Kerameti