İçeriğe geç

Burada Allah’a ubûdiyette bulunma ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmama emredildikten hemen sonra anne-babaya iyi davranma emredilmektedir. Esasında nazarî plânda, sevme, sayma, aşk u alâka duyma gibi mevzularda Allah hakkından hemen sonra gelen hak, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkıdır. Çünkü biz Rabbimizi O’nun sayesinde tanıdık, O’nunla varlığı doğru okuyup, doğru yorumlama imkânına kavuştuk, O’nun sunduğu mesajlarla ebed için yaratıldığımızı, ebede meb’ûs olduğumuzu anladık. Evet, biz hakikat adına ne öğrendiysek O’ndan öğrendik. Bu itibarla biz, her şeyimizi O’na borçluyuz. Fakat âyet-i kerimede mesele, nazarî plân değil de amelî plân esas alınarak beyan buyurulduğundan anne-baba hakkı ikinci sırada zikredilmiştir. Âyet-i kerimenin başında Allah’a iman etmenin değil de, O’na ubûdiyette bulunmanın emredilmiş olması da bu hususa işaret etmektedir.

Âyet-i kerimede daha sonra, sırasıyla akrabalara, yetimlere, düşkünlere ihsanda bulunma emredilmiş ve arkasından da, وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ ifadeleriyle akrabadan olan veya olmayan ya da yakın veya uzak olan komşulara iyilikte bulunma emredilerek komşuluk haklarına dikkat çekilmiştir. Şu hâlde insanın yakın veya uzağında bulunan, sağında solunda, önünde arkasında mücavir olan herkes, onun içine girer ve iyiliği hak eder.

Kâmil İmana Ulaşmanın Bir Vesilesi

Komşuluk hakkına riayetin ehemmiyetini anlama adına, Buhârî ve Müslim başta olmak üzere muteber hadis kitaplarında yer alan şu hadis-i şerif de çok önemlidir:

مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ
139