Fakat bugün bakıyorsunuz, Kur’ân ve Sünnet’i bilmeyen, cihan tarihinde değişik inkılâplara imza atmış ve aynı zamanda beşinci asra gelinceye kadar geniş bir coğrafyada baş döndürücü bir rönesans yaşanmasına vesile olmuş bir dinden haberi olmayan bir insan, hakarete varan ifadelerle o din ve o dinin müntesipleri hakkında ulu orta konuşuyor, sonra da bunun adına “düşünce ve ifade özgürlüğü” diyor. Hâlbuki uzmanlaşmanın öne çıktığı günümüzde, bir insanın uzmanı olmadığı bir alanda ulu orta konuşması hem o alana, hem kendisine, hem de selim akla, selim mantığa, selim muhakemeye ve selim vicdana yapılmış bir saygısızlıktır. Böyle bir saygısızlıkta bulunan kişinin, neticede bir kısım heyecan insanları tarafından maruz kalacağı mukabele karşısında da “of”, “puf” etmemesi, ileri geri konuşmaması gerekir. Zira başlangıçta yakışıksız söz, yakışıksız tavır sergileyen kendisidir. Saygısızlıkta bulunduğu insanlar ise dört-beş milyara ulaşan çok geniş bir topluluktur. Bu ölçüde geniş bir toplulukta ise hisleriyle hareket edecek bir kısım heyecan insanlarının bulunması her zaman ihtimal dâhilindedir.
Eviniz Kristalden İse…
Öte yandan inanan gönüller olarak bizim de söz, tavır ve davranışlarımızda her zaman çok hassas olmamız, bir söz söylemeden önce bu sözün nasıl geriye dönebileceğini çok iyi hesap etmemiz ve kalbimizin en mahrem noktasına ait hususları hemen dile dökmememiz gerekir. Evet, ağızdan çıkan sözlerin, art niyetli bazı kimselerce farklı yönlere çekilebileceği hiçbir zaman unutulmamalı ve hep muhatapların hisleri hesaba katılarak konuşulmalıdır. Zira eviniz kristalden ise başkasının evine zarar verebilecek hiçbir nesne atmamalısınız. Yoksa kendi elinizle kendi binanızın tahrip edilmesine sebebiyet vermiş olursunuz.
Kur’ân-ı Kerim’de bu hususa, şu ifadelerle dikkat çekilir: