İçeriğe geç

Ne var ki beşer olması hasebiyle insanın belli zaaf ve boşlukları vardır. Nitekim şeytan da, Hazreti Âdem’in (alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm) heykelinde –mahiyetinde değil– insana ait heva-i nefse uyma, şöhretperestlik, alkışlanma tutkusu, rahat düşkünlüğü, yuvaperestlik, Allah’tan başka varlıklardan korkma ve başkalarının malını hortumlama gibi pek çok zaaf ve boşluğu görmüş ve “Sen beni lanetlediğin için ben de Senin kullarının yolunu keserek sürekli onları gözlemeye koyulacağım; onlara pusular kuracak, sonra da kâh önlerinden, kâh arkalarından, kâh sağlarından, kâh sollarından gelerek onları ifsat edeceğim.”96 demişti. Çünkü insanda mevcut olan bütün bu boşluklar, şeytanın cirit atabileceği, at oynatabileceği yerlerdi. Bu itibarla diyebiliriz ki, potansiyel olarak insan, dalâlet, nifak ve küfre açık bir varlıktır.

Bu hususu farklı bir şekilde şöyle de ifade edebiliriz: Bir insan Müslüman olsa bile onda dalâlet, nifak ve küfre ait sıfatlar bulunabilir. Fakat bu sıfatlara dayanarak böyle bir insanın dalâlette olduğunu söylemek doğru olmadığı gibi onun hakkında “münafık” veya “kâfir” hükmünü vermek de kesinlikle doğru değildir. Ancak ferde düşen, iç dünyasını sürekli kontrol ederek, kendisinde bu tür mezmum sıfatlar olup olmadığının muhasebesini yapmak ve varsa onlardan bir an önce kurtulmaya çalışmaktır.

Hüsranlarına Sevinen Tâli’sizler

115