İçeriğe geç

Şimdi, lütfen bir düşünün, melekleri dahi geride bırakacak kadar aziz ve mükerrem yaratılan insanoğlu, acaba bunca hakareti hak etmiş midir? Etmemişse, akıl ve iz’an sahibi birinin böylesine bir “insan” tahlil ve teşrihini kabul etmesi ne mânâya gelir; bunun değerlendirilmesini size bırakıyorum.

Şimdi acaba, insanı mezbeleliklere atan tahlillerle Kur’ân’ın insana verdiği değer karşılaştırıldığında, aradaki muazzam farkı idrak etmemek, Kur’ân’ın tahlil ve tarifine “bârekellah” dememek kabil midir?

İnsanlığın İftihar Tablosu’nun, hem de bir beşer olarak ta Sidretü’l-Müntehâ’ya varıp meleklerin en azizini dahi geride bırakması, insanın Allah indindeki değerini göstermesi bakımından ne mânidardır! Evet, Cibril dahi Miraç’ta bir noktaya varır ki, ondan ötesi için “Vallahi buradan öteye bir adım atarsam mahvolurum. Bundan öte yol senin, devran senindir.”9 der.

Evet biz, insanı böyle bilmekte ve böyle tanımaktayız. Allah (celle celâluhu), ona böyle ikramda bulunmakta ve O’nun kelâmı olan Kur’ân da onu böyle tarif ve tahlil etmektedir. Modern dünyada hangi ilim, hangi araştırma insanı böylesine azizleştirmiştir?.. Bu kadar mükerrem olan insanı, solucandan daha aşağı düşüren telakkiler ile onu tahlil ve teşrih etmek, onun ruhuna ve muhtevasına karşı ne büyük bir cinayettir!..

Öyleyse, insanın Kur’ân’da bir defa daha keşfedilmesi ve maddî-mânevî donanımıyla ele alan âyetler arasından, ona ait derin mânâları çıkaracak bir tefsirin yapılması ve mükerrem bir varlık olan insanı, habâset yüklü tahlillerden kurtarmanın zamanı gelmiştir zannediyorum. Her şeyden evvel Kur’ân-ı Kerim, “Nefislerinizde sizin için âyetler vardır.”10 diyerek, insanın bir mucizeler âbidesi olduğunu nazara verir.

302