İçeriğe geç

Bu dünyada yapılmamış olan ebrâr ve eşrârın temyizini öte tarafta Âdil-i Mutlak olan Allah yapacak, eşrâr ve zalimler güruhuna:

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

“Ey suçlular, bugün şöyle ayrılın (bakayım!)”17 şeklinde hitap edecektir. İşte bu mahiyetteki tefrik ve temyiz, muamele yönüyle bu dünyada yapılmamaktadır. Hâlbuki, diğer eşya arasında, iyi kötüden, güzel çirkinden, kemal noksandan burada ayrılmaktadır. İnsan gibi, kâinatın enmûzeci ve özü olan bir varlığın kaideden istisna edilmesi düşünülemez. Burada olmuyor, demek başka bir âlemde olacaktır.

Tohum yere atılıyor, çürüyor ve bittiği yerde yeni bir hayat başlıyor. Ağaç dal budak salıp semalara ser çekiyor. Yapraklarla süslenip, meyvelerle donatılıyor. Daha sonra da her şeyini döküp kupkuru bir kemik hâline geliyor. Fakat yeni bir baharda tekrar süslenip kendisini sizin nazarınıza arz ediyor. Bütün hevâmm ve haşerat sonbaharda kış uykusuna girip, ölüm gibi bir hâle maruz kalıyor. İkinci bir baharda yeniden haşr ve neşre tâbi tutuluyor. Bütün varlıklarda cereyan eden bu kanundan insanın müstesna tutulmasına nasıl ihtimal verilebilir? Onun da bir baharı, bir kışı ve ikinci bir baharı vardır. Zira o da bir tohumdan meydana gelmiş, bir ağaç gibi olgunlaşmış, fikir, sır, hafî gibi meyveler vermiştir. Daha sonra da hiçbir şeye yaramaz hâle gelmiştir. Bir tohum gibi yeniden toprağa düşmüştür. Ve şimdi ikinci bir baharını beklemektedir. Mevsim geldiği ve sûr’a üflendiğinde o da tahakkuk edecektir.

32