İçeriğe geç

Oruçta aynı zamanda tasavvufçuların riyazat ismini verdiği, yiyip-içtiklerine azami dikkat etme mânâsı vardır. Yani oruç bir mânâda ruhun riyazatı ve bedenin perhizidir. Sık sık oruca müracaat eden bir insan, onun, vicdanında hâsıl edeceği meziyet ve faziletleri açık bir şekilde müşahede edebilir. Her zaman ve her yerde midesini düşünen bir insanda ise temiz bir ruh ve saf bir kalbin bulunması zordur.

Bedenin bir kısım ihtiyaç ve istekleri olduğu gibi, ruhun da kendine göre istekleri vardır. İnsan, cismaniyeti itibarıyla küçük bir varlıktır; ama ruhî melekeleri yönüyle sonsuzluğa açıktır. Sınırsız meyilleri, arzuları, istekleri, duyguları, hayalleri, düşünceleri ve fikirleriyle o sanki kâinatın küçük bir fihristesi hükmündedir.

İşte konumu ve durumu bu olan insanın ruhî yönünü ve bütün istidatlarını inkişaf ettiren, arzu ve emellerinin gerçekleşmesine vesilelik yapan, şehvet ve gazap gibi duygularını zapturapt altına alan, onu, Rabbiyle irtibata geçiren en ulvî ve en yüksek ameliye ancak ve ancak ibadettir. Önemli bir ibadet olan oruçta da bütün bu hususiyetler mevcuttur.

İnsanı ruhen terakki ettirmeyi hedefleyen bütün dinlerde, şekil farklılıkları bir tarafa bırakılacak olursa, oruç önemli bir esastır. Hatta insanların bu mânâdaki olgunlaşmasında rehberlik rolü ile vazifelendirilen bütün peygamberler, böyle bir misyonu yüklenmeye hazırlanma dönemlerini hep oruçlu geçirmişlerdir. Bu da yine orucun insanı olgunlaştırmadaki tesirini gösteren ayrı bir delildir.

148