İnsan, Ramazan orucu sayesinde, hususiyle sosyal hayatta diğer insanlarla muhtelif bağlar kurmuş olur. Bununla onlara karşı kuvvetli bir irtibat ve bağlılık duyar. Şöyle ki bütün inananların aynı anda oruca başlamaları, akşam iftarı beraber beklemeleri, sahura kalkmaları, teravihi cemaatle eda etmeleri, Kadir gecesini ihya etmeleri, beraberce bayrama girmeleri vs. çok sağlam bir kardeşliğe ve hakiki bir sevgiye vesile olur. Böylece inananlar, kendilerini Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) de nurlu beyanlarında,
مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ، إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى
“Aralarındaki muhabbet, merhamet ve şefkat bağları bakımından mü’minler bir vücuda benzerler. Bir uzuv hasta olduğunda nasıl ki vücudun sair uzuvları uykusuzluk ve ateş ile ona iştirak ederler; işte mü’minler de böyledir.”208 buyurduğu gibi, tek bir vücudun azaları gibi görürler. Bu yüce düşünceyle de toplumda birlik ve beraberlik ruhu tesis edilmiş olur.
Mesela uzaktan gelecek bir treni bekleyen iki ayrı kişi, diğer insanlara nispetle kendilerini birbirlerine daha yakın hissederler. Bu bekleyiş esnasında aralarında bir yakınlaşma, bir tanışma meydana gelir. Beklemiş oldukları aynı şey daha önceleri birbirlerini tanımayan bu iki insanı birleştirip kaynaştırır. Şayet bu iki insan aynı trendeki aynı yolcuyu bekliyorlarsa bu tanışma bir dostluk hâlini alır. Çünkü bir evvelkine nispetle aralarında ikinci bir bağ kurulmuştur.
Bunun gibi bir sofra etrafında bütün bir ailenin iftarı beklemesi veya tek tek bütün mü’minlerin iftar ânını gözetlemeleri bu insanları birbirlerine daha ziyade bağlayacaktır. Bunlar, vazifelerini hakkıyla yapmış olmanın verdiği neşe ve sevinç ile birbirlerine daha ziyade bağlanacaklardır.