“Semada rızkınız ve size vaat olunan şeyler vardır.”181
وَاَنْـزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِى الْاَرْضِۗ وَاِنَّا
عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ فَاَنْشَاْنَا لَـكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَـكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَاْكُلُونَۙ
“Gökten, ölçülü bir şekilde su indirip yeryüzünde tuttuk. Onu geldiği yere geri göndermeye de kadiriz. Bu suyla sizin için hurmalıklar, üzüm bağları var ettik; onların meyvelerinden istifade ediyorsunuz, yiyorsunuz.”182
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ اِلٰى طَعَامِه۪ۙ اَنَّا صَبَبْنَا الْمَٓاءَ صَبّاًۙ ثُمَّ شَقَقْنَا الْاَرْضَ شَقًّاۙ فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا حَبّاًۙ وَعِنَباً وَقَضْباًۙ وَزَيْتُوناً وَنَخْلاًۙ وَحَدَٓائِقَ غُلْباًۙ وَفَاكِهَةً وَاَبّاًۙ مَتَاعاً لَـكُمْ وَلِاَنْعَامِكُمْۜ
“İnsan yediği şeyler üzerinde bir düşünsün. Gökten suyu indirdik. Sonra yeryüzünü, toprağı yardık (gözelerini açtık) da onda hububat, üzüm, yonca, zeytin, hurma, ağaçları gür ve sık bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Siz ve hayvanlarınız istifade edesiniz diye.”183
Allah, yeri de göğü de insanın istifadesine sunmuştur. Ne var ki o, Rabbine karşı pek nankördür. Onun için de sayılamayacak kadar çok nimetlerin içerisinde yüzerken bile çoğu kez bunların farkına varamaz. “Ol mahiler ki deryada yüzer, deryayı bilmezler.” fehvasınca tıpkı balıkların, içinde bulundukları sudan habersiz yaşamaları gibi. Oruç ise insanın bu tavrına bir çeki düzen verir. Nimetler içerisinde yüzen insan, oruçla birlikte bu nimetlerin kıymet ve ehemmiyetini anlar ve dolayısıyla onların şükrünü eda etmeye çalışır.