Evet, her lütuf kendi cinsinden şükür ister.1 Şayet Rabbimiz bize imana uyanmayı ve aynı zamanda başkalarını da uyandırma şuurunu lütfetmişse, hatta bizi, hayatımızın gayesi bu olduğuna sık sık ihtarlarda bulunmuşsa, bu nimet de yine aynı cinsten bir şükür ister. İşte bu şükür ve şükrün devamıdır ki, lütfun devamına sebep olacaktır. Allah (celle celâluhu) “Eğer şükrederseniz nimetimi artırırım. Ama nankörlük ederseniz azabım çok şiddetlidir.”2 buyuruyor. Dikkat edecek olursanız burada “Nankörlük ederseniz, nankörlüğünüzü artırırım.” demiyor. “Nankörlük yaparsanız azabım çok şiddetlidir.” buyurmak suretiyle, bir taraftan bizi müstakim bir çizgiye çağırıyor, diğer taraftan azaptan korunma ve lütfa mazhar olmanın yoluna işaret ediyor. İşte biz de, böyle bir imana uyanma nimetine karşı, başkalarının imana uyanmasına sebep olma şükrüyle mukabelede bulunuyor ve yeni yeni nimetlere mazhariyet bekliyoruz. İnşâallah bu sayede yakînimiz daha da ziyadeleşiyor ve Rabbimiz’i daha da yakından hissediyoruz… Üstadımız “Kendilerine verdiğimiz şeylerden infak ederler.”3 âyetinin tefsirini yaparken, umumîliğe gidiyor ve şu açıklamayı yapıyor; “Malın zekâtı olduğu gibi bedenin, zekânın, hafızanın, muhakemenin, hatta nutkun da kendine göre zekâtı vardır.”4 Her şeye hakkını vermek gerekir. O hâlde bize gelen bu lütufların temadisi için aynı cinsten şükürle mukabelede bulunmamız şarttır ve elzemdir.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: Bediüzzaman, Mesnevî-i Nuriye s.88 (Hubab)
- 2 İbrahim sûresi, 14/7.
- 3 Bakara sûresi, 2/3.
- 4 Bediüzzaman, İşarâtül-İ’câz s.44.