Bu hususta takip edilmesi gereken bir başka metot da; birbirimize karşı açık kapı siyaseti izlemek suretiyle iç kontrolü temin etmektir. Tıpkı sahabe-i kiram gibi. Az Asr-ı Saadet’e gidecek olursak, orada ashab-ı kiram efendilerimizin birbirlerine karşı söyledikleri dobra dobra pek çok mertçe sözlere şahit oluruz. Bu sözleri bir numune olarak nazar-ı itibara alınca, biz de bunu kametimize göre kendi içimizde tatbik edebiliriz. Yani, “Arkadaş! Eğer bir meselede düştüğümü görürsen, elimden tutup kaldır. ‘Neydi yahu o hâlin?’ diyerek beni ikaz et. Bu hususta temerrüt etmeyeceğim.” diye karşı tarafa bir hak ve selâhiyet tanıyarak, eğrildiğimizde belimizi doğrultacak bir arkadaş seçebiliriz.
Yalnız burada önemli olan husus, Üstad’ın, “perdeyi yırtmamak”5 tabiriyle dile getirdiği ölçünün iyi ayarlanmasıdır. Evet, bence “Allahım, beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle baş başa bırakma!”6 diye dua dua yalvaran şahsın bu kapıyı arkadaşlarına açması ve yapılan ikazları “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” olarak kabul etmesi gerekir. Selahaddin Eyyubî veya Nureddin Zengî bir şahsın, Yavuz Zenbilli’nin, Kanunî Ebussuud Efendi’nin ikazları karşısında dize gelmiş ve “Allah senden razı olsun, yoksa başımı almış gidiyordum.” demişlerdir. O hâlde biz kim oluyoruz da, böyle ikazlara karşı kapımızı kapatıyor, hatalarımızı gösteren insanlara karşı tavır alıyoruz?
Hâsılı, biz kendimizi değiştirmedikçe Rabbimiz bizi değiştirmeyecektir.7 Bunun temini hususunda nefs-i emmaremize karşı bize yardımcı olacak ve bizi kendi hâlimize terk etmeyecek vefakâr dostlara da çok ihtiyacımız var.
Dipnotlar
- 5 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.580 (Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksat); Mektubat s.62 (On Beşinci Mektup, Altıncı Sual).
- 6 Ebû Dâvûd, edeb 101; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/42.
- 7 Bkz.: Enfâl sûresi, 8/53; Ra’d sûresi, 13/11.