Evet, örneklerde de görüldüğü gibi Allah’ın rahmetiyle uyanan temiz bir vicdan, Kur’ân’ın Levh-i Mahfuz’dan beşer âlemine intikal etmesini (öncesiyle-sonrasıyla) ruhunda duyabiliyordu. Çokları ondan sonra, hakikat adına keşfedecekleri her şeyi, Kur’ân’ın esintilerinden ilham olarak alıyor ve söylüyorlardı. Ne var ki, bu sözler beşerî kalıplar içine girdiğinde bazen bir kısım hatalara sebebiyet verebiliyordu. Ancak normal insanların düşünce, beyan ve ilhamlarından çok farklı ilâhilik gamzeden ve yine ilâhî bir esintinin ifadesi olan bütün ilhamlar, Kur’ân-ı Kerim’in sema-i dünyaya nâzil olmasından gelmektedir. Semadan insanlara gelen ilhamlar, bir çiçek bahçesine uğrayıp da, sonra esip insanın burnuna kadar gelen bir râiha gibidir. İnsan, o çiçek bahçesini görmez. Fakat esen rüzgârlarla, bilhassa bâd-ı sabâ ile, seherlerde esen tecellîlerle onun vicdanına, vicdanının burnuna bir kısım ilâhî kokuların geldiğini hissedebilir. Evet, her ne kadar gülü, çiçeği görmese de onu hisseder. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) geleceği âna yakın, o devrede bir kısım kimselerin, “Lât’ı, Uzzâ’yı, Menât’ı hatta her şeyi terk ettim. Aklı başında olan herkes de benim gibi yapar.”[6] sözü, o âlemden gelen esintilerle mülhem olmanın ifadesidir.
Onun için, “Biz, Kur’ân’ı Kadir gecesi indirdik.” âyetinden de bu mânâyı anlamak gerekir. Ruh-i revân-ı Muhammedî Aleyhisselam’a ilk mesajın gönderilmesi ve Kur’ân-ı Kerim’in nâzil olacağına dair ilk haberin Efendimiz’e o gecede intikal etmesi, “Biz, Kur’ân’ı Kadir gecesi indirdik.” âyetiyle anlatılmaktadır. Sonra da Kur’ân, beşerî ihtiyaçlara göre hazmedilsin, insanlar onu iyi anlasın diye ceste ceste yirmi üç senede indirilmiş ve insanlık, hazmedilmiş bir Kur’ân’la yeni bir ba’sü ba’de’l-mevt yaşamıştır.
Konunun hakikatini ancak Allah (celle celâluhu) bilir.