İçeriğe geç
22. Bölüm

Değişimin ardındaki mesaj

Soru: Kâinat, ilk yaratılışında böyle tagayyürlü, inkılâplı, mâil-i inhidam bir surette yaratılacağına, ebede elverişli olarak sabit bir şekilde yaratılsaydı; bu, tahripten sonra ebediyete kâbil, sağlam bir şekilde yapılmasından daha iyi olmaz mıydı? Kâinatın değişmelere açık yaratılmasının hikmetini açıklar mısınız?

İsterseniz önce soruyu biraz daha açalım. Biz, tagayyür ve tebeddül eden, eczası, efradı ve mürekkebâtıyla her an değişen, eskilerin “mütehavvil” dedikleri bir kâinatta, kâinatın bir parçası olan yerküre üzerinde yaşıyoruz. Yapısı gereği yeryüzünde her an çeşitli olmalar, solmalar, ölmeler ve yok olmalar birbirini takip edip durmaktadır. Bizler, kâinatı, devamlı bir surette yıkılan, yok olan bir sinema şeridi gibi seyretmekteyiz. Sonunda birgün dünya tamamen harap olacak, her şey değişecek, “yer başka bir yere, gökler de başka türlü göklere çevrilecek. Ve bütün insanlar kabirlerinden kalkıp tek hâkim olan Allah’ın huzuruna çıkarılacaktır.” (İbrahim sûresi, 14/48) Evet, yer değişecek, gökler de değişecek; bugünkünden başka bir hâl ve başka bir vaziyet alacaklardır. Kâinat, varabileceği noktaya vararak safileşip her şey huzur ve sükûnet kazandığı zaman da insanlar Allah’ın huzuruna çıkacaklardır.

Zannediyorum soruda, “Cenâb-ı Hakk’ın kâinatı baştan böyle değişmelere göre yaratmasının hikmeti nedir?” diye soruluyor. Esasen buna itiraz edilemez; sadece hikmeti sorulabilir. Zira O (celle celaluhu), İbrahim Hakkı’nın ifadeleriyle:

Her işte hikmeti vardır, Abes iş işlemez Allah. O’na bir kimse cebrile Bir iş işletemez asla. Ne kim Kendi murad eder, Vücuda ol gelir billah.

116