İşte böyle bir durumdaki insan her zaman, “Aman yâ Rabbi! Sen bizi muhafaza buyur!” diye hep duaya koşar ve mahrumiyet korkusuyla tir tir titrer. İşte Hazreti Muhbir-i Sâdık’ın sabah-akşam bu duaları tekrar edip durmasındaki espri…
Günümüzde maalesef Cennet ve Cehennem düşüncesini hafife alan öyle gafiller var ki, bunların hepsi şeytanları sevindirseler de vicdanlara Cehennem azabı yaşatıyorlar. Böyleleri değişik ifade ve beyanlarıyla, Cennet ve Cehennem çok önemli değil demekle, Allah (celle celâluhu), Cennet ve Cehennem’in mevcudiyetine karşı tavır almalarıyla insanlığa çok büyük bir kötülük yapıyorlar.
Bir de davranışlarıyla Cennet ve Cehennem’e gerektiği gibi inanmayanlar vardır ki, bunlar her zaman âkıbetlerinden emin bir hayat sürerler. Böyleleri, endişesiz geçirdikleri ömürlerinde zâhirî hiçbir sıkıntılarının olmaması yanında, selef-i sâlihînde olduğu gibi, “Aman kalkayım da geceyi şöyle bir ihya edeyim, berzah azabından kurtulayım.” diye bir düşünceleri de yoktur. Bu da fiil ve davranışlarıyla, Cennet ve Cehennem’in mevcudiyetine karşı bir zaaf ifadesidir. Bir mânâda böyle bir tavır, inkâr kadar tehlikelidir. Sadece sözle olan inkâr düşüncesini ıslah edebilirsiniz ve onu bu düşüncesinden vaz geçirebilirsiniz, ama bu ifadelerin, düşünce ve davranışlarına aksettiği sefil ruhlar, sefaletleri içinde bütün bir ömür boyu çırpınır dururlar da kat’iyen ne Cennet ne de Cehennem düşüncesine asla yanaşmazlar. Oysaki eğer Cehennem’e gitmeyecek birisi varsa, o da Peygamberimiz’dir (sallallâhu aleyhi ve sellem). O bile sabah-akşam Cehennem’den korkuyor, tir tir titriyorsa, herhâlde bizim bu mevzuda durup biraz düşünmemiz gerekir.